Kandemir & Boğa

Kandemir & Boğa

Pazartesi, 17 Mart 2025 11:12

Meskeniyet İddiası Nedir?

MESKENİYET İDDİASI NEDİR ?

Haczi caiz olmayan mallar ve haklardan borçlunun haline münasip evinin haczedilmesi durumunda borçlunun yararlanabileceği bir yoldur.

İcra İflas Kanunu madde 82 uyarınca ;

Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:

  1. Borçlunun haline münasip evi,

Birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.

İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.

İİK madde 82’de görüleceği üzere haczin caiz olup olmadığının değerlendirmesini icra memuru yapar. Bu sebeple haczi caiz olmayan bir hakkın veya malın haczedilmesi durumunda icra hukuk mahkemelerine 7 gün içinde şikayet dava yoluyla başvurulabilir.

Zira İcra İflas Kanunu Madde 16/1 açıktır ;

Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.

Haline Münasip Evin Anlaşılması ve Satılması

Borçlunun evinin haline münasip olup olmadığının anlaşılması için bilirkişi incelemesi ve keşif yapılabilir. Bu değerlendirmelerin sonucunda evin borçlunun haline münasip olduğuna karar verilmesi durumunda haczedilmez.

Yine İİK madde 82’ görüleceği üzere borçlunun evinin değerinin fazla olması durumunda, bedelin haline münasip bir evi karşılayan kısmı borçluya  kendine ev alması amacıyla bırakılmak üzere haczedilerek satılır.

Yani meskeniyet iddiasında bulunulan evin değeri borçlunun haline münasip edinebileceği bir evin değerinden fazla ise borçlunun evi satılarak elde edile tutardan borçlunun kendisine haline münasip bir ev alabileceği miktar mahsup edilir ve kalan tutar alacaklıya verilir.

Eğer borçlunun evinin değeri emsal ev değerlerine eşdeğer ise ya da borçlunun evinin değeri emsal değerlerden düşük ise ve borçlunun kendine yeni bir ev almasının mümkün olmadığı mahkemece anlaşıldı ise bu durumda borçlunun şikayeti kabul edilir ve ev satılmaz.

Kanunda Geçen Haline Münasip Ev Kavramı Nedir ?

Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere  borçlunun evinin haline münasip olup olmadığı borçlunun haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlunun ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Burada aileden kasıt geniş ailedir.

Öncelikle Meskeniyet iddiasında bulunabilmek için haczedilen ev borçlunun tek evi olmalıdır. Birden fazla ev bulunması durumunda yalnızca biri için meskeniyet iddiasında bulunulabilir.

Taşınmazın içinde yaşamaya elverişli bir konut olması gerekmektedir. Borçlu  bu konuta paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti ile malik olabilir. Bu durum da meskeniyet iddialarının kabulüne engel değildir. Bilirkişi değerlendirmesi yapılarak borçlunun hisse değeri ya da payının bedeline göre emsallerle  karşılaştırma yapılır ve yine mahkemece karar verilir. Bilirkişi incelemesi yapılarak borçlunun evinin değeri tespit edilir. Borçlunun evinin  bulunduğu konumdaki emsal evlerin değerleri ve bilirkişi raporuna bakılarak yapılan karşılaştırma sonucu borçlunun evinin haline münasip olup olmadığına karar verilir.

Meskeniyet iddiasında bulunabilmek için borçlunun ilgili konutta yaşamasına gerek yoktur. Borçlunun bu konutu kiraya vermiş olması da meskeniyet iddialarının kabulüne engel değildir.

Meskeniyet iddiasının icra takibine etkisi

İcra İflas Kanunun 22. Maddesinde de görüleceği üzere “ Şikayet, icra mahkemesince karar verilmedikçe icrayı durdurmaz” . İcranın durdurulması mahkemeden talep edilebileceği gibi mahkeme re ’sen de karar verebilir.

Meskeniyet iddiasında bulunulabilmesi için hacizden sonra 7 gün içinde icra hukuk mahkemesine başvurmak gerekmektedir. Aksi halde dava usulden reddolunacaktır. Ayrıca dava süreci söz konusu olduğundan ve meskeniyet iddiasını öne sürebilmenin başkaca bir tolu olmadığından hem haczi caiz olmayan malların ve hakların haczinde hem de genel olarak icra dairelerinin işlemlerinde bir avukat ile çalışmak faydalı olacaktır.

 Stj. Av. Rabia KIZILKAYA

Pazartesi, 17 Mart 2025 11:09

İştirak Nafakası Nedir?

İŞTİRAK NAFAKASI NEDİR? ÇOCUK NAFAKASI ALMAK İÇİN ŞARTLAR NELERDİR?

İŞTİRAK NAFAKASI NEDİR?

İştirak nafakası (Çocuk nafakası), ayrılık veya boşanma davası hükme bağlandıktan sonra velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin, çocuğun ihtiyaç ve giderlerine geliri oranında katılmasıdır.

 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesinin 3. ve 4. Fıkrasında:

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” hükmü düzenlenmektedir.

Hükümde açıkça düzenlendiği üzere, velayet hakkı kendisinde olmayan eşin müşterek çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlarına mali gücü oranında katılmak zorundadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 327. Maddesinde “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.

Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde, hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarfedebilirler.” hükmü düzenlenmektedir.

İŞTİRAK NAFAKASINI KİMLER TALEP EDEBİLİR?

Müşterek çocuğun velayeti kendisine bırakılmış olan ve fiilen çocuğun bakım ve giderlerini karşılamakla yükümlü olan;

  • Ebeveyn,
  • Vasi
  • Kayyum ve
  • Ayırt etme gücüne sahip 18 yaşını tamamlamamış olan çocuğun kendisi.

İŞTİRAK NAFAKASININ MİKTARI NASIL BELİRLENİR?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 330. Maddesinde “Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.

Nafaka her ay peşin olarak ödenir.

Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” hükmü düzenlenmektedir. Görüleceği üzere, iştirak nafakasının miktarının belirlenmesinde nafaka yükümlüsü ile velayet hakkına sahip tarafların sosyoekonomik durumu ayrı ayrı dikkate alınır.

Hakim tarafından belirlenecek olan miktar, çocuğun üstün yararı göz önünde bulundurulurken aynı zamanda tarafların yoksulluğa düşmemesi açısından da hakkaniyetle kararlaştırılır.

İŞTİRAK NAFAKASININ ARTTIRILMASI VEYA AZALTILMASI

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 331. Maddesinde “Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.” hükmü düzenlenmektedir.

Hükümden anlaşılacağı üzere, ilgili taraflar, değişen koşulları mahkemeye bildirerek, nafakanın arttırılmasını, azaltılmasını veya kaldırılmasını talep edebilir. Değişen koşullara nafaka yükümlüsünün veya nafaka alacaklısının ekonomik durumunda farklılaşan durumları veya çocuğun sağlığı, eğitimi, yaşının artması ve akabinde değişen masraflarını örnek olarak verebiliriz.

İŞTİRAK NAFAKASININ SONA ERMESİ

Bazı durumların varlığı halinde iştirak nafakası sona erebilir. Bu durumlara örnek olarak:

  • Çocuğun 18 yaşını doldurması (ergin olması),
  • Çocuğun evlenerek ergin kılınması,
  • Çocuk ergin olmadığı halde kendi kazancına sahip olması,
  • Çocuğun ölmesi,
  • İştirak nafakasından feragat edilmişse,
  • Nafaka yükümlüsünün mali gücünün keskin bir şekilde değişmesi,
  • Nafaka yükümlüsünün ölmesi

durumlarında nafaka sona erebilir.

İŞTİRAK NAFAKASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

İştirak nafakasında görevli mahkeme, Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu davalara Asliye Hukuk Mahkemelerinde bakılır.

Yetkili mahkeme:

  • İştirak nafakası boşanma davası ile talep ediliyorsa boşanma davasının bakıldığı yer mahkemesidir.
  • Boşanma hükme bağlandıktan sonra iştirak nafakası talebinde bulunulmuşsa, yetkili mahkeme nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir.
  • Çocuk, evlilik dışı doğmuş ve iştirak nafakası talep edilmişse, yetkili mahkeme çocuğun yerleşim yeri mahkemesidir.

 Stj. Av. Samra ASKARZADE

Pazartesi, 17 Mart 2025 11:06

Tahliye Taahhütnamesi Nedir?

TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NEDİR?

Tahliye taahhüdü, kiracı tarafından kira ilişkisi kurulduktan sonra tek taraflı olarak düzenlenen bir belgedir. Kiracının, kiralanan taşınmazı tahliye edeceğine dair bir tarihi ve imzasını içerir. Kanun koyucu bu belgenin kötüye kullanılmasının önüne geçmek maksadıyla bazı tedbirler uygun görmüştür.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 352. Maddesinin 1. Fıkrasında “Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.” hükmü düzenlenmektedir.

İlgili maddede açıkça belirtildiği üzere, tahliye taahhüdüne uymayarak taşınmazı tahliye etmeyen kiracıya karşı kiraya verenin başvurabileceği hukuki yollar vardır. Kiraya verenin bu hukuki yollara başvurabilmesi için tahliye taahhütnamesinin geçerli yapılmış olması gereklidir.

TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİ GEÇERLİ KILAN ŞARTLAR

Tahliye taahhütnamesinin geçerli olması için bir takım şartlar mevcuttur:

  • Tahliye taahhüdünün yazılı olması gerekir. Taraflar arasında adi yazılı veya noter huzurunda resmi yazılı bir şekilde yapılabilir. Noter huzurunda yapılması kiracının imzanın ona ait olmadığı iddiasının önüne geçer.
  • Tahliye taahhüdü kesinlikle imzalı olmalıdır.
  • Tahliye taahhüdü kiracının kendisi veya hususi olarak yetkilendirilmiş temsilcisi tarafından yapılmalıdır. Birden çok kiracının bulunması halinde hepsinin tahliyeyi taahhüt etmiş olması gerekmektedir. Kefil tarafından verilen tahliye taahhüdü geçersizdir.
  • Tahliye taahhüdünde taşınmazın tahliye edileceği tarih açıkça gün, ay ve yıl şeklinde eksiksiz bir şekilde belirtilmelidir. Uygulamada düzenleme ve tahliye tarihleri boş olarak tahliye taahhüdü verilmekte olup yargıtaya göre bu şekilde Tahliye taahhüdü verilmesi açığa imza mahiyetinde olduğundan geçerlidir. Bu nedenle ki tarihlerin dolu olup olmadığına kesinlikle dikkat edilmelidir.
  • Tahliye taahhüdü koşulsuz şartsız verilmiş olmalıdır.
  • Tahliye taahhüdü serbest iradeyle, baskı altında olmadan verilmelidir.
  • Tahliye taahhüdü yalnızca konut ve çatılı iş yerleri kira sözleşmesine konu yerler için verilebilir. İlgili yerler dışındaki taşınmazlar hakkında tahliye taahhüdü geçersizdir.
  • Taahhüdünün kiralananın kiracıya teslim edilmesinden sonra verilmiş olması gerekmektedir

GEÇERLİ BİR TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ YAPILMIŞSA KİRACI ÇIKARILABİLİR Mİ?

Geçerli bir tahliye taahhüdünün varlığına rağmen taşınmazı taahhüt edilen tarihte boşaltmayan kiracıya karşı taahhüt edilen tarihten itibaren bir ay içinde icra takibi veya doğrudan tahliye davası açılabilir ve dava sonucunda kiracı, tahliye edilebilir.

Bu davayı sadece kiraya veren açabilir. Kiraya veren olmayan malik bu davayı açamaz.

ARABULUCULUK BİR DAVA ŞARTI MIDIR?

Kira hukuku uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk söz konusu olduğundan dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmalıdır.

TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Dava açılırken görevli mahkeme, Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Sözleşmenin ifa edildiği yer mahkemesi ya da davalının yerleşim yeri mahkemesi de yetkili mahkeme olarak kabul edilmektedir.

Tahliye talebinin yetkili icra dairesine yapılmasına veya dava açılacaksa yetkili ve görevli mahkemede açılmasına dikkat edilmelidir. Mahkemeye sunulması gereken dava dilekçesi ve eklerinde gerekli belgeler gözden kaçmayacak bir şekilde eksiksiz hazırlanmalı, bir dosya halinde mahkemeye beyan edilmelidir. Alanında uzman avukatlarla bu davaları yürütmek, hak kaybının önlenmesi adına isabetli olur.

 Stj. Av. Samra ASKARZADE

Çarşamba, 26 Şubat 2025 12:55

Kira Tespit Davası Nedir?

KİRA TESPİT DAVASI NEDİR?

Ülkemizde sürekli değişkenlik gösteren ekonomik koşullar, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiraya veren ve kiracı arasında bazı anlaşmazlıklar oluşturabilmektedir. Kira sözleşmesinde belirlenen bedel, değişen koşullardan ötürü tarafların anlaşmasıyla değiştirilebilir. Ancak tarafların anlaşması bazen mümkün olmayabilir. Bu gibi durumlarda kira bedelinin tespitini dava açarak mahkemeden talep etmek gerekmektedir.  

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 344. Maddesinde “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.

Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.

Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.

Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır.” hükmü düzenlenmektedir.

  • İlgili maddenin 1. Fıkrasında özetle, taraflar, yeni dönemde uygulanacak kira bedeline ilişkin aralarında anlaşma sağlamışlarsa, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla uygulanacağı;
  • İlgili maddenin 2. Fıkrasında özetle ise, taraflar arasında bir anlaşma yoksa hakim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete uygun karar verileceği belirtilmiştir.

İlgili maddenin 3. Fıkrası ise bizim esas konumuz olan Kira Tespit Davası ile ilgilidir.

KİRA TESPİT DAVASININ ŞARTLARI NELERDİR?

  • Öncelikle taraflar arasında yazılı veya sözlü geçerli bir kira sözleşmesi var olmalı,
  • Kira sözleşmesinin kurulmasında itibaren en az 5 yıllık süre geçmiş olmalı,
  • Davacının bu davayı açması için bir hukuki yararı bulunmalıdır.

TESPİT EDİLEN KİRA BEDELİ NE ZAMANDAN İTİBAREN GEÇERLİDİR?

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 345. Maddesinde “Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. 

Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar. 

Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.” hükmü düzenlenmektedir.

Madde hükmünde görüleceği üzere, yeni kira dönemi başlangıcından en az 30 gün önce dava açılmaz ya da kira bedelinin arttırılacağına dair ihtar gönderilmez ise tespit olunan kira bedeli yeni kira dönemi için değil, bir sonraki dönem için geçerli olur. Ancak taraflar arasındaki kira sözleşmesinde bir artış hükmü var ise kira bedelinin tespitini isteyecek olan kiraya verenin en az 30 gün önceden ihtarname gönderme şartı bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinde artış hükmü bulunan hallerde kira dönemi içerisinde açılacak olan dava, kira dönemi başlangıcından itibaren hüküm doğuracaktır.

DAVAYI KİMLER AÇABİLİR?

  • Kiraya veren. Malik olmaması halinde bile davayı açabilir.
  • Kiracı bu davayı açabilir.
  • Malik veya kira akdi kurulduktan sonra kiralananın yeni maliki açabilir.
  • Elbirliği mülkiyette tüm ortaklar birlikte dava açabilir.
  • Paylı mülkiyette her paydaş kendi payı oranı bakımından açabilir.
  • İntifa hakkı sahibi bu davayı açabilir.

Kiracıların birden çok olması halinde dava, tüm kiracılara açılır.

ARABULUCUYA BAŞVURMAK GEREKİR Mİ?

7445 sayılı Kanun'un 37. maddesi ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18. maddesine getirilmiş olan düzenleme gereğince, 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren açılacak olan kira bedelinin tespiti davaları için arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı haline getirilmiştir. Bu sebeple, arabulucuya başvurulmadan doğrudan açılan dava, usulden reddedilecektir.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME NERESİDİR?

Görevli mahkeme, Sulh Hukuk Mahkemesidir.

Yetkili mahkeme ise davalının yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa edildiği yani taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Taraflar kamu tüzel kişisi veya tacir ise ve aralarında bir yetki kuralı belirlemişler ise o yer mahkemesi geçerli olacaktır.

KİRA TESPİT DAVASI ISLAH EDİLEBİLİR Mİ?

Bu dava türünde ıslah kurumu uygulanabilir değildir. Dolayısıyla, dava süresince kiralananda meydana gelen maddi değişiklik mahkemede ele alınmayacaktır. Bu sebeple davayı ikame ederken bedelin istendiği şekliyle tam olarak belirtilmesi gerekmektedir.

Kira sözleşmelerinden kaynaklı uyuşmazlıklarda kişiler haklarını kullanırken sürelere ve diğer dava şartlarına dikkat etmelidir. Aksi halde dava usulden reddolunacaktır. Böylesine bir mağduriyet yaşanmaması adına alanında uzman avukatlar ile çalışılması faydalıdır.

 Stj. Av. Samra ASKARZADE

İHTİYAÇ SEBEBİYLE TAHLİYE DAVASI NEDİR ?

İhtiyaç sebebiyle tahliye Türk Borçlar Kanunu md.350 ‘de düzenlenen, kira sözleşmesinin kiraya verenden kaynaklı bir sebeple feshedilmesi ve kiracının, kiralanan taşınmazı tahliye etmesini öngören bir sona erme halidir.

TBK’nin 350. madde hükmü açıktır;

- Kiraya veren, kira sözleşmesini;

  1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
  2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.

İHTİYAÇ SEBEBİYLE TAHLİYE DAVASI AÇABİLMENİN ŞARTLARI NELERDİR ?

1)İhtiyaç Samimi, Zorunlu ve Devamlı Olmalıdır.

Kısa süreli ihtiyaçlar için kiralananın tahliyesi istenemez. Ayrıca ihtiyaç dava süresince de devam etmelidir. Aksi takdirde  dava konusuz kalacaktır.

2)Kimler Yararlanabilir  ?

-Kiraya verenin kendisi,

-Eşi,

-Altsoyu,

-Üstsoyu

-Kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler

Kanunda bu kişiler sınırlı sayılmış olduğundan bu kişiler haricinde başkaca bir ihtiyaçlı olması halinde ihtiyaç sebebiyle tahliye olanağından faydalanamayacaklardır. Örnek vermek gerekirse, kişinin kayın hısımları bu düzenlemeden yararlanamazlar.

3)Gereksinim sebebiyle tahliye istenebilecek durumlar nelerdir?

Kiralanan evin ;

  • işyerine yakınlığı,
  • çocukların okuluna olan yakınlığı,
  • ev sahibinin oturduğu yere nazaran daha güvenli olması,
  • depo olarak kullanılmak istenmesi,

Kiraya verenin;

  • çocuklarının evlenmesi,
  • kirada oturması,
  • sağlık durumunun kiralanan eve geçmeyi gerektirmesi,
  • oturmakta olduğu yerin konut ihtiyacını karşılamaya yetmemesi,
  • yaşayış tarzının gerektirmesi,
  • işi,
  • kiraya verenin ergin çocuğunun ailesinden ayrı bir evde yaşamak, kendi hayatını kurmak istemesi,
  • yazlık konutta oturma isteği gibi örnekler verilebilir.

Ancak önemle belirtmek gerekir ki, gereksinim halleri kanunda sayılmamıştır ve sınırlı sayıda değildir. Bu sebeple mahkeme tarafından kişinin sosyo-ekonomik durumu, yaşam tarzı gibi kişisel kriterler göz önünde bulundurularak kişiye özel bir inceleme yapılarak ve somut duruma bakılarak karar verilir.

4) Süreler

Belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.

5) Arabuluculuk

5 Nisan 2023 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 7445 sayılı Kanunun 37. maddesi ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nda yapılan değişiklik ile 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren arabuluculuk dava şartı haline getirilmiştir. Dolayısıyla arabuluculuğa başvurulmadan açılan dava usulden reddedilecektir.


YENİDEN KİRALAMA YASAĞI

  • TBK’nin 355. Maddesinde “Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz.” Hükmü haizdir.

Madde hükmünde de anlaşılacağı üzere, kiraya veren ihtiyaç sebebi ile kiracısını tahliye ettikten sonra kiralananı eski kiracısından başka bir kişiye kiralayamayacaktır. Ancak belirtmek gerekir ki bu maddenin uygulama alanı bulması için açılmış bir tahliye davası olması şarttır. Kiraya veren mevzu bahis hükme aykırı davrandığı takdirde, eski kiracı bu doğrultuda bir tazminat isteyebilecektir. Bahsi geçen tazminat tutarı ise en son ödenen kira bedeli üzerinden bir yıllık olacak şekilde hesaplanmaktadır.

İhtiyaç Sebebiyle Tahliye Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme Neresidir ?

HMK gereğince kira ilişkisinden doğacak olan davalarda Sulh Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olacaktır.

İhtiyaç sebebiyle tahliye davalarında davanın açılış tarihi, kiracılara gönderilecek ihtarlar ve süreleri oldukça önem arz etmektedir. Bu sürelerin göz ardı edilmesi halinde veyahut zamanında bildirimlerin yapılmamış olması halinde dava usulden reddolunacaktır. Dolayısıyla, hem ihtiyaç sebebiyle tahliye hem de genel olarak kira sözleşmelerinden kaynaklı uyuşmazlıklarda bir avukat ile çalışmak faydalı olacaktır.

 

Stj. Av. Rabia KIZILKAYA

Anlaşmalı Boşanma Nedir?

Anlaşmalı boşanma, tarafların anlaşarak mahkeme huzurunda evlilik birliğine son vermesidir. Anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesinde düzenlenmiştir.

Türk Medeni Kanunu m.166/3’e göre;

“Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”

Anlaşmalı Boşanma Şartları Nelerdir?

1-Evliliğin En Az 1 Yıl Sürmüş Olması Gerekmektedir.

Evlilik birliğinin süresini mahkeme re’sen araştırır ve bu süreye nişanlılık veya imam nikahı süresi dahil etmez. Eğer anlaşmalı boşanma davası açıldığında evlilik 1 yılı aşmamışsa dava kabul edilemez ve bu dava çekişmeli olarak sürdürülür.

2-Tarafların Birlikte Ya Da Diğer Tarafın Açılan Davayı Kabul Etmesi Sağlanmalıdır.

Bu şart tarafların birinin davayı açması halinde diğer tarafın kabulü ya da birlikte dilekçeyle başvurmaları şeklinde gerçekleşir.

3-Hakimin Tarafları Bizzat Dinlemesi Gerekmektedir.

Bu şart tarafların iradelerini özgürce açıklaması için öngörülmüştür. Aynı zamanda, boşanma kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır ve bu sebeple, eşler davada avukatla temsil edilseler dahi avukatlar, tarafların yerine geçip irade açıklaması yapamaz. Dolayısıyla, taraflar nerede olursa olsun anlaşmalı boşanma davasının görüleceği celsede mahkemede hazır bulunmak zorundadırlar.

4-Hakimin Taraflarca Yapılan Anlaşmayı Uygun Bulması Gerekmektedir.

Tarafların anlaşmalı boşanma için sözlü ya da yazılı olarak anlaşmaya varmış olmaları gerekmektedir. Yapılan anlaşmanın sözlü olması halinde zapta geçmesi yeterlidir. Hakim anlaşmayı tarafların ve çocuğun menfaatini göz önünde tutarak değiştirebilir ve taraflar bu değişiklikleri kabul ederse anlaşma kurulmuş sayılır.

Kanun koyucu aynı zamanda ‘‘boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi…’’ şeklinde ibareyi göz önünde bulundurarak, protokolde değinilmesi gereken hususları açıkça ifade etmiştir. Burada sınırlı sayım söz konusu değildir. Anlaşmaya mali sonuçlar ve çocukların durumu dışında hukuka ve ahlaka aykırı olamamak koşuluyla eklenen hükümler de geçerlidir. Mali sonuçlar denilerek kastedilen; yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, maddi-manevi tazminat ve tarafların malvarlıklarını ne şekilde tasfiye edeceklerine dair hükümlerdir. Müşterek çocukların durumuna ilişkin ise velayet ve kişisel ilişkinin ne şekilde kurulacağı da düzenlenmelidir. Zira bahsi geçen hükümlerin olmaması halinde hakim müdahale edecek ve bu hususları açıklığa kavuşturacaktır.

Taraflar bahsi geçen anlaşmayı açık, hukuka uygun ve net bir şekilde yapılmalıdır. Aksi halde, protokolde geçirilmeyen hususlar özelinde sonradan bir dava açılmasıyla karşı karşıya kalınabilmektedir. Özellikle de bu durum, tarafların açıkça kararlaştırmadığı mal varlıkları üzerinden gerçekleşmektedir.

Anlaşmalı boşanma protokolünün eksiksizce hazırlanması, sürecin hızlı bir şekilde sonlandırılması ve hak kayıplarının yaşanmaması adına avukattan destek almak oldukça faydalı olacaktır.

 

Stj. Av. Damla YELKEN

 

 

Cuma, 07 Temmuz 2023 08:40

Manevi Tazminat Nedir?

Manevi Tazminat Nedir?

Kişinin manevi değerlerinin, kişilik hakkının hukuka aykırı yolla zedelenmesinin hukuka yansıması manevi tazminat olarak nitelendirilir. Manevi tazminat davası ise, Kişide meydana gelen bu zedelenmenin yol açtığı manevi zararların giderilmesini amaçlar. Zarar ekonomik değer değil manevi değer içermesi gerekmektedir. Kişinin iç dünyasında yaşadığı elem ve kederin dış dünyasında (ekonomik ve sosyal çevresinde) yer edinmesi ve bundan doğacak olumsuz sonuçlar olarak adlandırılabilir. Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen madde hükmü aşağıdaki şekildedir:

MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.

Manevi Tazminat Davası Hangi Hallerde Açılır?

 1-Kişinin Kişilik Hakkı Hukuka Aykırı Olarak Zarar Görmelidir.

İlk olarak kişilik hakkının ne demek olduğundan bahsedebiliriz. Kişilik hakkı, bir kimsenin maddi, manevi ve iktisadi varlığı üzerindeki haklarıdır ancak sayım yalnızca bunlardan ibaret değildir. Kişilik hakları mutlak ve kişiye sıkı sıkıya bağlıdır. Saldırının hukuka aykırı olması gerekir.

2- Manevi Zarar Bulunmalıdır.

Her kişilik hakkına saldırı manevi zarar olmamakla beraber, kişide acı elem ve kedere yol açarak iç dünyasını olumsuz etkileyip dış dünyasında da bu olumsuzlukların yer edinmesidir.

3- Manevi Zarar İle Fiil Arasında Uygun Nedensellik Bağı Bulunmalıdır

Manevi tazminata başvurabilmek için kişinin uğradığı zararla hukuka aykırı fiil arasında illiyet bağı olması gerekmektedir.

4-Zarar Veren Tarafın Sorumlu Olması İçin Kusurunun Bulunması Ya Da Kusursuz Sorumluluk Hallerinden Birisinin Bulunması Gerekmektedir.

Manevi Tazminat Davasında Görevli Ve Yetkili Mahkeme?

Maddi tazminat davasındaki esaslar kıyasen uygulanır. Özel düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla,  görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleridir. Yetkili mahkeme belirlenirken ise manevi tazminatı doğuran olayın niteliğine bakılmalıdır.

Genel yetkili mahkemeye ilişkin kanun maddesi şu şekildedir:

MADDE 6- (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir Davalı sayısı birden fazla ise, tazminat davası herhangi birinin yerleşim yerinde açılabilir (HMK md.7). Davalının tüzel kişi olması durumunda ise tüzel kişinin merkezinin olduğu mahkemesidir.

Manevi Tazminat Davası Açma Süresi ve Zamanaşımı Süreleri Nelerdir?

Manevi tazminat davasının dayandığı hukuki delile göre dava açma süreleri farklılık göstermektedir.

Manevi tazminata konu olan fiilin haksız fiil sebep olması hali TBK madde 72’de düzenlenmiştir.

MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.

Manevi Tazminata konu olan fiil Türk Ceza Kanununa göre suç teşkil ediyorsa,  Türk ceza kanununda belirtilen dava zamanaşımı süresi, manevi tazminat davası için dava açma süresi olur.

Boşanma davası sonucunda doğan manevi tazminat davası açma süresi TMK madde 178‘te belirtilmiştir.

Madde 178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.’

Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılacak tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.

TBK MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

Stj. Av. Damla YELKEN

Rekabet Yasağı Sözleşmesi Nedir? Nasıl Son Bulmaktadır?

Çoğu firma/şirket, işçi ile rekabet yasağı sözleşmesi düzenlemekte veyahut iş sözleşmesinin içerisine rekabet yasağını madde şeklinde koymaktadır. İşçinin, işyerinden ayrılmasından sonraki dönemde, edinmiş olduğu bilgiler ve müşteri portföyü sebebiyle işverenine zarar vermemesi ya da işverenin başka bir işletmeyle rekabet etmemesi için yapılan sözleşmelerdir. Bu tür sözleşmeler, işyerinde öğrenilen bilgilerin ve becerilerin, işyerinden ayrılıp başka bir işyerinde kullanılmasını engellemek amacıyla yapılmaktadır.

Rekabet yasağı, Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesi ve devamında hüküm altına alınmıştır.

İlgili kanun maddesinde;

“(1) Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.

(2) Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.”

şeklinde hüküm kurulmuştur.

Rekabet yasağının geçerli olabilmesi için, kanunda belirtilmiş birtakım şartların varlığı mevcut olmalıdır. Bu şartlar ise, geçerli bir iş sözleşmesinin bulunması, sözleşmenin yazılı olarak yapılması ve işverenin korunmaya değer bir menfaatinin olmasıdır. Genellikle menfaat kelimesinden, işverenin müşteri portföyü, üretim sırları veyahut işverenin faaliyetleri hakkında bilgi edinme ihtimali anlaşılmaktadır.

İşçi ile imzalanan rekabet sözleşmelerinin içeriği ve şartları, işveren ile işçi arasındaki anlaşmaya göre değişebilir. Ancak genellikle, bu tür sözleşmeler aşağıdaki unsurları içerir:

  1. Sözleşmenin tarafları: İşçi ve işveren sözleşmenin taraflarını oluşturmaktadır.
  2. Süre: Rekabet etmeme yasağının, ne kadar süreyle geçerli olacağını belirtir. Bu süre, işçinin işyerinden ayrılış tarihinden itibaren başlar ve genellikle birkaç yıl olarak öngörülür. Ancak, bu hususa ilişkin kanunda bir sınırlama bulunmaktadır. İşçi ile işveren arasında yapılan rekabet yasağının azami 2 yıl süre ile yapılabileceği öngörülmüştür.
  3. Rekabetin kısıtlanması: Rekabet sözleşmesinde, işçinin işyerinden ayrılıp başka bir işyerinde çalışmasına ilişkin kısıtlamaları içermektedir. Örneğin, işçi bir rekabet sözleşmesi imzaladıktan sonra, belirli bir bölgede işyerinden ayrılıp kendi işletmesini kuramayabilir veya işyerinden ayrılarak başka bir işyerinde benzer hizmetler sunamayabilir. Bununla birlikte, ilgili madde içerisinde işçinin hangi bölgede çalışamayacağı net bir şekilde belirtilmelidir. Zira aksi hali, ilgili rekabet yasağının geçersiz olmasına sebebiyet vermektedir.
  4. Bilgi gizliliği: Rekabet sözleşmesinde, işyerinde öğrenilen bilgilerin gizliliğini koruma şartlarını belirtilmektedir. Bu hususa ilişkin ayrıca gizlilik sözleşmesi de düzenlenebilmektedir.
  5. İhlal: Rekabet sözleşmesinde, işçinin sözleşmeyi ihlal etmesi durumunda uygulanacak cezai şartlarda belirtilmektedir. Bu cezai şartlar, genellikle işçinin işyerinden ayrılış tarihinden sonraki süreçte ihlal olması durumunda geçerli olacak şekilde düzenlenir.

Geçerli bir rekabet yasağının düzenlenmiş olduğu ve işçinin bu maddeyi ihlal ettiğinin anlaşılması durumunda, işçinin cezai şart ödemesi kararlaştırılabilmektedir. İşçi, bu cezai şartı ödeyerek rekabet yasağını sonlandırabilmektedir. Bu durum genellikle işveren lehinedir. Çünkü belirlenen bedel, cezai şart olarak değil de tazminat olarak ileri sürülmüş olsa idi işveren zararını ispatlamakla mükellef olacaktı. Ancak, cezai şartın varlığı durumunda işverenin zararını ispatlamasına gerek olmamaktadır.

Bununla birlikte, cezai şartın çok yüksek olduğu durumlarda mahkeme kararıyla bu bedelde indirime gidilebilmektedir. Zira, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2017/3120 E., 2019/302 K. ve 14.01.2019 tarihli ilamında da aynı husus içtihat altına alınmıştır.

Kısaca özetlemek gerekirse; rekabet yasağı sözleşmesi; işçinin iş akdi son bulduktan sonra, belirli bir faaliyet alanında, belirli bir coğrafi bölgede, belirli bir zaman dilimi içerisinde işvereniyle ilgili rekabete girmeme koşullarını barındırmakla birlikte bu hüküm ihlal edildiği takdirde ne gibi sonuçları olacağını içermektedir.

Rekabet Yasağı Nasıl Son Bulur?

  1. Rekabet yasağının süresi 1 yıl olarak belirlenmiş ise, 1 yıl sonunda rekabet yasağı kendiliğinden son bulmaktadır. Yani, sürenin bitimi sözleşmenin de sonlanmasını beraberinde getirmektedir.
  2. İşverenin, işçinin iş sözleşmesini haklı bir neden olmadan feshetmesi durumunda rekabet yasağı da sonlanmaktadır.
  3. İşçinin, iş sözleşmesini haklı bir nedenle, işverene yüklenebilen bir kusur sebebi ile feshetmesi durumunda rekabet yasağı son bulmaktadır.

Rekabet yasağı sözleşmesi, içerisinde incelikler ve detay barındırdığından bu sözleşmeden kaynaklı hukuki problemlerin alanında uzman bir avukat aracılığı ile takip edilmesi en doğru yol olacaktır.

Av. Merve Sena BOĞA

Rekabet Yasağı Sözleşmesi Nedir? Nasıl Son Bulmaktadır?

Çoğu firma/şirket, işçi ile rekabet yasağı sözleşmesi düzenlemekte veyahut iş sözleşmesinin içerisine rekabet yasağını madde şeklinde koymaktadır. İşçinin, işyerinden ayrılmasından sonraki dönemde, edinmiş olduğu bilgiler ve müşteri portföyü sebebiyle işverenine zarar vermemesi ya da işverenin başka bir işletmeyle rekabet etmemesi için yapılan sözleşmelerdir. Bu tür sözleşmeler, işyerinde öğrenilen bilgilerin ve becerilerin, işyerinden ayrılıp başka bir işyerinde kullanılmasını engellemek amacıyla yapılmaktadır.

Rekabet yasağı, Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesi ve devamında hüküm altına alınmıştır.

İlgili kanun maddesinde;

“(1) Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.

(2) Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.”

şeklinde hüküm kurulmuştur.

Rekabet yasağının geçerli olabilmesi için, kanunda belirtilmiş birtakım şartların varlığı mevcut olmalıdır. Bu şartlar ise, geçerli bir iş sözleşmesinin bulunması, sözleşmenin yazılı olarak yapılması ve işverenin korunmaya değer bir menfaatinin olmasıdır. Genellikle menfaat kelimesinden, işverenin müşteri portföyü, üretim sırları veyahut işverenin faaliyetleri hakkında bilgi edinme ihtimali anlaşılmaktadır.

İşçi ile imzalanan rekabet sözleşmelerinin içeriği ve şartları, işveren ile işçi arasındaki anlaşmaya göre değişebilir. Ancak genellikle, bu tür sözleşmeler aşağıdaki unsurları içerir:

  1. Sözleşmenin tarafları: İşçi ve işveren sözleşmenin taraflarını oluşturmaktadır.
  2. Süre: Rekabet etmeme yasağının, ne kadar süreyle geçerli olacağını belirtir. Bu süre, işçinin işyerinden ayrılış tarihinden itibaren başlar ve genellikle birkaç yıl olarak öngörülür. Ancak, bu hususa ilişkin kanunda bir sınırlama bulunmaktadır. İşçi ile işveren arasında yapılan rekabet yasağının azami 2 yıl süre ile yapılabileceği öngörülmüştür.
  3. Rekabetin kısıtlanması: Rekabet sözleşmesinde, işçinin işyerinden ayrılıp başka bir işyerinde çalışmasına ilişkin kısıtlamaları içermektedir. Örneğin, işçi bir rekabet sözleşmesi imzaladıktan sonra, belirli bir bölgede işyerinden ayrılıp kendi işletmesini kuramayabilir veya işyerinden ayrılarak başka bir işyerinde benzer hizmetler sunamayabilir. Bununla birlikte, ilgili madde içerisinde işçinin hangi bölgede çalışamayacağı net bir şekilde belirtilmelidir. Zira aksi hali, ilgili rekabet yasağının geçersiz olmasına sebebiyet vermektedir.
  4. Bilgi gizliliği: Rekabet sözleşmesinde, işyerinde öğrenilen bilgilerin gizliliğini koruma şartlarını belirtilmektedir. Bu hususa ilişkin ayrıca gizlilik sözleşmesi de düzenlenebilmektedir.
  5. İhlal: Rekabet sözleşmesinde, işçinin sözleşmeyi ihlal etmesi durumunda uygulanacak cezai şartlarda belirtilmektedir. Bu cezai şartlar, genellikle işçinin işyerinden ayrılış tarihinden sonraki süreçte ihlal olması durumunda geçerli olacak şekilde düzenlenir.

Geçerli bir rekabet yasağının düzenlenmiş olduğu ve işçinin bu maddeyi ihlal ettiğinin anlaşılması durumunda, işçinin cezai şart ödemesi kararlaştırılabilmektedir. İşçi, bu cezai şartı ödeyerek rekabet yasağını sonlandırabilmektedir. Bu durum genellikle işveren lehinedir. Çünkü belirlenen bedel, cezai şart olarak değil de tazminat olarak ileri sürülmüş olsa idi işveren zararını ispatlamakla mükellef olacaktı. Ancak, cezai şartın varlığı durumunda işverenin zararını ispatlamasına gerek olmamaktadır.

Bununla birlikte, cezai şartın çok yüksek olduğu durumlarda mahkeme kararıyla bu bedelde indirime gidilebilmektedir. Zira, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2017/3120 E., 2019/302 K. ve 14.01.2019 tarihli ilamında da aynı husus içtihat altına alınmıştır.

Kısaca özetlemek gerekirse; rekabet yasağı sözleşmesi; işçinin iş akdi son bulduktan sonra, belirli bir faaliyet alanında, belirli bir coğrafi bölgede, belirli bir zaman dilimi içerisinde işvereniyle ilgili rekabete girmeme koşullarını barındırmakla birlikte bu hüküm ihlal edildiği takdirde ne gibi sonuçları olacağını içermektedir.

Rekabet Yasağı Nasıl Son Bulur?

  1. Rekabet yasağının süresi 1 yıl olarak belirlenmiş ise, 1 yıl sonunda rekabet yasağı kendiliğinden son bulmaktadır. Yani, sürenin bitimi sözleşmenin de sonlanmasını beraberinde getirmektedir.
  2. İşverenin, işçinin iş sözleşmesini haklı bir neden olmadan feshetmesi durumunda rekabet yasağı da sonlanmaktadır.
  3. İşçinin, iş sözleşmesini haklı bir nedenle, işverene yüklenebilen bir kusur sebebi ile feshetmesi durumunda rekabet yasağı son bulmaktadır.

Rekabet yasağı sözleşmesi, içerisinde incelik ve detay barındırdığından bu sözleşmeden kaynaklı hukuki problemlerin alanında uzman bir avukat aracılığı ile takip edilmesi en doğru yol olacaktır.

Av. Merve Sena BOĞA

El Atmanın Önlenmesi Davası  Ve Kamulaştırmasız El Atma Davası Nedir?

Kamulaştırma, devletin kamu yararını göz önünde bulundurarak kişinin, mülkiyet hakkını elinde barındırdığı taşınmaz üzerinde tasarruf etmesi yani kişinin mülkiyet hakkına rızası dışında son vermesi olarak tanımlanmaktadır.

Kamulaştırmanın olması için en önemli ve çoğu zaman ihlal edilen husus devletin kamu yararı doğrultusunda bu işlemi gerçekleştirmiş olmasıdır.

Kamulaştırma işlemini yapan veya yapacak olan ilgili idare, mülkiyet hakkına son verilecek gerçek ve özel hukuk kişilerine bir bedel ödeme zorunluluğu altındadır. Bu bedelin idare tarafından peşin olarak ödendiği de unutulmamalıdır.  

Ancak bazı durumlarda idareler, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda yer alan usul ve işlemlere aykırı olarak kişinin özel mülkiyetine el atmaktadır. Bu çoğu zaman, peşin ödenmesi gereken bedelin kişiye ödenmemesi olarak karşımıza çıkmaktadır.  Bu durumda idare, özel mülkiyete konu edilen taşınmaza fiili veya hukuki olarak el atmakta ve bunun karşılığında mülkiyet hakkına son verilen gerçek veya özel hukuk kişilerine bir bedel ödememektedir.

Öncelikle kamulaştırmasız el atmanın türlerine değinmekte fayda olduğu kanaatindeyiz.

Kamulaştırmasız el atmanın iki türü bulunmaktadır. Bunlar ise fiili ve hukuki el atma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bahsi geçen el atma türleri arasındaki ayrım ise en basit tabiri ile kağıt üzerinde işlemin yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.

Fiili El Atma: Fiili el atma, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda yer alan düzenlemelere uymaksızın ve bedel ödemeksizin özel mülkiyete tabi olan taşınmazı kullanması, o taşınmazdan yararlanması olarak tanımlanmaktadır. Fiili el atmadan söz edebilmek için, idarenin özel mülkiyete tabi olan taşınmazı işgal etmesi ve bu işgalin devamlılık arz etmesi gerekmektedir. Yararlanılan taşınmazın, kamu yararı gözetildiğinden bahisle kamu hizmetinde kullanılması ve bu kullanımın bahsi geçen kanuna aykırı olarak yapılmış olması şartları aranmaktadır.

Hukuki El Atma: Hukuki el atma, imar kısıtlılığı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bu el atma türünde, idare yeni bir imar değişikliği kararı almakta ve bu karar ile özel mülkiyete konu edilen taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişilerin tasarrufta bulunmasını engellemektedir.

Kamulaştırmasız El Atma Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Fiili el atmanın söz konusu olduğu durumlarda taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemeleri görevli ve yetkilidir.

Hukuki el atmanın söz konusu olduğu durumlarda ise, görevli mahkeme idare mahkemeleridir.

El Atma Davasında Hak Düşürücü Süre Var Mıdır?

Mülga 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde her ne kadar 20 yıllık hak düşürücü süre belirtilmiş olsa da Anayasa Mahkemesinin E.2002/112, K. 2003/33 ve 4.11.2003 tarihli kararı ile bahsi geçen hak düşürücü süre iptal edilmiştir.

Dolayısıyla, kamulaştırmasız el atma davaları taşınmazın aynından kaynaklandığı için herhangi bir hak düşürücü süreye tabi tutulmamaktadır.

Kamulaştırmasız El Atmanın Olduğu Durumlarda Hangi Davalar Açılmaktadır?

1-) El Atmanın Önlenmesi Davası

Türk Medeni Kanunu’nun 683/2 maddesinde “Malik,malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Fiili el atmanın söz konusu olduğu durumlarda, özel mülkiyete tabi olan taşınmazın maliği sıfatına haiz olan kişilerin başvurabileceği birtakım yollar bulunmaktadır. El atmanın önlenmesi davası ise bu yollardan bir tanesidir.

Taşınmazına, kamulaştırma yapılmaksızın haksız yere el konulan malik dava açarken müdahalenin menini veya taşınmazın değerini idareden talep edebilmektedir. Bu hususta, taşınmazına kamulaştırma yapılmaksızın el konulan malikin seçimlik hakkı bulunmaktadır.

El atmanın önlenmesi davası sonucunda, el konulan taşınmaz tekrardan malikin hizmetine geri dönmekte ve malikin bahse konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilmesine olanak sağlamaktadır.

İdarenin bir süre kamulaştırmaksızın el atmış olduğu ancak halihazırda tecavüzün devam etmediği durumda malik, el atmanın önlenmesi davasını açamayacaktır. Çünkü, mevzu bahis dava türü yönünden tecavüzün devam etmesi koşulu aranmaktadır.

Kusur yönünden inceleyecek olur isek; kusur oranına bakılmaksızın idarenin haksız bir el atma durumu oluştuysa yine taşınmazın gerçek sahibi bu davayı ikame edebilmektedir.

2-) Kamulaştırmasız El Atma Davası

Yukarıda adı yazılı olan dava türünde, taşınmazına haksız yere idare tarafından el atılan gerçek malik, gayrimenkulün değerini talep etmektedir. Ancak bu dava sonucunda, bedeli ödenen taşınmazın tapuda idare adına tescil edilmesine karar verilecektir.

Bu davayı el atılan taşınmazın gerçek maliki, eğer gerçek malik hayatta değil ise onun adına mirasçıları açabilmektedir. 

Kamulaştırma davaları usul yönünden incelendiğinde “eda davası” sıfatı taşımaktadır. Bu sebeple, davanın açıldığı tarihte alacak miktarı tam ve kesin olarak belirlenmiyorsa belirsiz alacak davası olarak açılabilmektedir. Ayrıca, kısmi eda davasının açılabilmesi halinde hukuki yararın var olduğu kabul edilerek tespit davası da açılabilmektedir.

Kamulaştırmasız el atma davalarında, ilgili taşınmazın değeri dava tarihindeki değere göre hesaplanmalıdır. Aksi halde, idarenin taşınmaza haksız olarak el atmış olduğu yıl hesaba alınıp ona göre bir değer çıkarmak gerekirdi. Ancak bu durum, haksız yere el atılan taşınmazın gerçek malikinin büyük oranda hak kaybına yaşamasına sebebiyet vermiş olurdu. Bu ölçüt göz önünde tutularak, taşınmazın değeri bilirkişi marifetiyle dava tarihindeki değeri olarak hesaplanmaktadır.

Anayasa’nın 46. maddesinin son fıkrası gereğince, kamulaştırmasız el atma davalarında kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmektedir. 

Kamulaştırmasız el atma davasındaki davacı yani gerçek malik, ecrimisil talebinde de bulunabilmektedir. Davalının yani idarenin, ilgili taşınmaza haksız yere el atmış ve kullanmış olması taşınmazın gerçek malikinin ecrimisil talebinde bulunabilmesinin önünü açmaktadır.

Ancak burada unutulmaması gereken husus şudur;

Her ne kadar kamulaştırmasız el atma davaları açısından herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi öngörülmemiş olsa da, ecrimisil talebinde bulunan kişinin zamanaşımı konusunda dikkatli davranması gerekmektedir. Ecrimisil, geriye dönük olarak beş yıllık süre için talep edilebilmektedir.

Örnek vermek gerekirse;

İdarenin 1985 yılından bu yana haksız yere el atmış olduğu ve kullandığı bir taşınmaz olsun. İlgili taşınmazın gerçek sahibi 2018 yılında kamulaştırmasız el atma davası açarak aynı zamanda ecrimisil talebinde de bulundu. Gerçek sahibin yani somut olayda davasının isteyebileceği ecrimisil bedelleri, 2013’ten 2018’e kadar olan bedeller olacaktır.

Bununla birlikte gözde kaçırılmamalıdır ki, ecrimisil talebi kamulaştırmasız el atma davası ile talep edilebileceği gibi ayrı bir dava olarak da idareye yöneltilebilmektedir. 

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız tüm dava türleri, alanında uzmanlık gerektirmektedir. Bu sebeple, sürecin en hızlı ve en doğru yürütülmesi adına hukuki yardım ve destek almanızda büyük fayda olacaktır. 

Av. Merve Sena BOĞA

Sayfa 1 / 2

Tüm Hukuki Sorularınız İçin Bize Yazabilirsiniz


İletişim İçin Tıklayın

İletişim Telefonlarımız

Tüm aramalarınızı en kısa sürelerde cevaplamaya çalışıyoruz. Tüm hukuki sorularınız için bize aşağıdaki iletişim telefonlarımızdan ulaşabilirsiniz.

T: 0 546 935 51 16

T: 0 543 735 81 33

Ofis Adresimiz

Cevaplarını merak ettiğiniz tüm hukuki sorularınız için bize hafta içi günlerde; 9:30 ile 18:00 çalışma saatleri arasında ulaşabilirsiniz.
Mansuroğlu Mah., Manas Bulvarı, Avcılar Exclusive
288/4 Sok. No: 9/1 K: 6, D: 123 PK. 35535
Bayraklı, İzmir, Türkiye

Sosyal Medya Kanallarımız

Kandemir & Boğa Hukuk Bürosu olarak sosyal medya da aktif olarak varız. Bizi sosyal medyada da takip ederek etkinliklerimizi öğrenebilir, sorularınıza daha hızlı cevaplar bulabilirsiniz.

Kandemir & Boğa Hukuk ve Avukatlık Bürosu
İzmir Avukat, Boşanma, Gayrimenkul, Miras Avukatı

© Tüm Hakları Saklıdır.