Kandemir & Boğa

Kandemir & Boğa

Önalım (Şuf’a) Hakkı Nedir? Nasıl Kullanılır?

Yasal Önalım Hakkı

Şuf’a hakkı, diğer bir adıyla önalım hakkı TMK’nin 732. maddesinde düzenlenmiştir.

Madde metni ise şu şekildedir;

“Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.”

Madde metninden de görüleceği üzere, önalım hakkı yalnızca paylı mülkiyet söz konusu olan taşınmazlarda uygulama alanı bulacaktır. Örnek vermek gerekecek olursa, 9 hissedarı olan bir taşınmaz düşünelim ve her bir hissedarın 1/9 oranında payı olsun. Hissedarlardan A, 1/9 olan payını, dışarıdan üçüncü bir kişiye satmış olsun. Hissedar A’nın payını satın alan dışardan 3. kişiye karşı, diğer 8 hissedar önalım hakkını kullanabilir hale gelmektedir.

Ancak yasa koyucu, diğer 8 hissedarın bu hakkını kullanabilmesini bazı sürelere tabi tutmuştur.

Önalım hakkı, satışın hak sahibine noter aracılığı ile bildirildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde 2 yıl geçmekle düşmektedir. Yasa koyucu, noter ile bildirimini zorunlu tutmuş ancak bu bildirimi hangi tarafın yapacağı konusunda bir düzenlemeye yer vermemiştir. Bu sebeple, noter vasıtası ile bildirimi alıcı veya satıcı yapabilmektedir.

Önalım hakkı yalnızca dava yolu ile kullanılabilecek bir haktır.

Önalım hakkının kullanılabilmesi için tapuda resmi olarak satış yapılması gerekmektedir. Bu husus, hem önalım hakkının ne zaman kullanılacağı hem de hangi süre zarfı içerisinde kullanılacağı konusunda önem arz etmektedir. Tapuda resmi şekilde satış yapılmadan önce, hissedarlardan biri satışın yapılacağını bilse dahi önalım hakkını kullanmak için dava açamaz. Aynı şekilde, önalım hakkının kullanılabilmesi için öngörülen hak düşürücü süre de hissedarın payın satılacağını öğrenmesinden itibaren değil satışın resmi olarak gerçekleşmesinden sonra yapılacak olan bildirimle başlamaktadır.

Bir diğer soru ise önalım bedelinin ne olduğu ile ilgilidir. Önalım hakkını kullanan paydaş, davalının (payı satan alan yabancı kişi) davaya konu edilen payı satın aldığı bedeli ve davalının yapmış olduğu tapu masraflarını, harçlarını ödemekle yükümlüdür. Davalının davaya konu edilen payı satın aldığı bedel beyan ettiği değil, resmi tapu senedinde gözüken bedeldir.

Önalım bedeli = Tapuda Gösterilen Satış Bedeli + Davalı Tarafından Ödenen Harç ve Masraflar Toplamı

Sözleşmeden Doğan Önalım Hakkı

Sözleşmeden doğan önalım hakkı, tapuda malik gözüken kişiye mülkiyet hakkını sınırlama hakkı tanımaktır. Malik, sözleşme düzenleyerek başka bir 3. kişiye önalım hakkı tanımaktadır. Payın başka bir kişiye satılması halinde, sözleşme ile kendisine önalım hakkı tanınan kişi dava yolu ile bu hakkı kullanabilmektedir. Söz konusu sözleşmenin tapuya şerh ettirilmesi halinde bu şerh 10 yıl boyunca geçerliliğini korumaktadır. Nitekim bu sözleşmenin tapuya şerh ettirilmesi durumunda, şerhten sonra taşınmazın belli bir payına satış suretiyle sahip olacak yeni malikleri de kapsayacağı unutulmamalıdır.

Hak düşürücü süre sözleşmeden doğan önalım hakkının kullanılmasında da mevzu bahistir. Bu süre yasal önalım hakkının kullanılması ile aynı olup hak sahibine bildirimden itibaren 3 ay ve her halükârda 2 yıl olarak düzenleme alanı bulmuştur.

Hangi Durumlarda Önalım Hakkı Kullanılamaz?

  • Cebri Artırma İle Satış
  • Taşınmazın Miras Paylaşımında Mirasçılardan Birine Özgülenmiş Olması
  • Taşınmazın Kamu Hizmetlerinin Yerine Getirilmesi Ve Bunlara Benzer Amaçlarla Edinilmesi
  • Hibe Şeklindeki Temlikler
  • Trampa Şeklindeki Temlikler
  • Önalım Hakkının Sona Ermesi Halinde

Önalım Davalarında Görevli Ve Yetkili Mahkeme Neresidir?

HMK’nin 2. maddesi gereğince “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleridir.”

Yine HMK’nin 12. maddesinin 1. fıkrası gereğince “Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.”

Yukarıdaki kanun maddelerinden anlaşılacağı üzere, önalım davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleri; yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olmaktadır.

Önalım (Şuf’a) davaları, ancak ve ancak dava yolu ile mümkün olduğundan dava sürecinin uzman bir avukat aracılığı ile yürütülmesinde fayda bulunmaktadır.

Av. Merve Sena BOĞA

Cinsiyet değişikliğinin üç aşaması bulunmaktadır. İlk aşama, cinsiyet değişikliği ameliyatı yapılabilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç duyulmasından kaynaklı olarak cinsiyet değişikliğine izin davasıdır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesinin 1. fıkrasında Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.” hükmü düzenlenmektedir. Görüleceği üzere, cinsiyet değişikliğindeki koşullar ve izlenecek yol madde hükmünde saklıdır.

Cinsiyet değişikliğine izin davasını ikame edebilmek için birtakım şartların varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu şartlar:

  1. Talep edenin on sekiz (18) yaşından büyük olması
  2. Talep edenin evli olmaması
  3. Cinsiyet değişikliğinin, talep edenin ruhsal sağlığı için zaruri olduğunu gösteren bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınan resmi sağlık kurulu raporu

Talep edenin, bir süre psikiyatr desteği görmesi akabinde psikiyatrda ameliyat süreci için bir risk taşımayacağı kanaati oluşursa, talep edenin geçiş süreci için gerekli olan tedavi aşaması tamamlanmakta ve resmi sağlık kurulu raporu alınabilir hale gelmektedir. Talep edenin, bu süreçten önce de transseksüel yapıya sahip olduğu için almış olduğu tıbbi yardımlar mevcut ise bu yardımları da belgelendirmek mahkeme süreci adına daha iyi olacaktır.

Resmi sağlık kurulu raporu alındıktan ve diğer şartlarda sağlandıktan sonra ikame edilecek olan izin davası ile cinsiyet değiştirme mümkün hale gelmektedir.

Cinsiyet değiştirme ameliyatını yapan tam teşekküllü hastaneler mutlaka hâkim onayını istemektedir. Ancak bu hususta kanun maddesi olmasına rağmen, mahkeme kararını zorunlu tutmadan yasal olmayan yollarla ameliyat gerçekleştiren yerler de mevcuttur. Bu şekilde ameliyatın yapılması beraberinde çok ciddi sağlık sorunlarına da yol açabilmektedir. O sebeple, yasaların öngördüğü şekilde bu ameliyatı yaptırmak hem hukuki açıdan hem de sağlık açısından çok daha iyi olmaktadır.

Bahsi geçen davanın ikinci aşaması, mahkemeden cinsiyet değiştirmeye izin kararı alındıktan sonra ameliyat olma sürecidir. Bazı hastaneler ameliyat tarihini ileri tarihlere bırakabilmektedirler. Bu sebeple, mahkeme kararı alındıktan hemen sonra ameliyatın gerçekleşebileceğini düşünmek doğru olmayacaktır.

Son aşama yani üçüncü aşaması ise, ameliyatın doğru tıbbi müdahalelerle gerçekleştirildiği resmi sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi ve buna bağlı olarak artık nüfus kayıtlarının değiştirilmesi için hukuki yollara başvurulmasıdır.

Cinsiyetini değiştirme ameliyatı olan trans bireylerin nüfus kayıtlarındaki cinsiyetlerini değiştirmeleri ve bu durumu tescil ettirmeleri gerekmektedir. Bu ise, Nüfus Müdürlüğü davalı gösterilerek ikame edilecek davada gündeme gelmektedir. Cinsiyet değiştirme, çoğu zaman isim değişikliğini de beraberinde getirmektedir. Nüfus Müdürlüğü’ne karşı ikame edilecek olan davada isim değişikliğini de talep edebilmek mümkündür. Bu hususta mahkemeler bazen tanık beyanına da başvurabilmektedirler.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME HANGİSİDİR?

Cinsiyet değiştirme davalarının hangi mahkemelerde görüleceği tartışma konusudur. Ancak, içtihatlarda ve doktrinde benimsenen görüş bahsi geçen cinsiyet değiştirme davalarının Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde görülmesi gerektiğidir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 2016/13 E. 2016/24 K. sayılı 07/12/2016 tarihli ilamı;

“5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi özel düzenleme niteliğinde olduğundan İŞBU DAVANIN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDE GÖRÜLECEĞİ AÇIKTIR.” 

Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde açılmayan bu davalar, görevsizlik kararı ile karşı karşıya kalmıştır. Görevli mahkemeye gönderilmesi adına tanınan süre ise, bu gibi sonucunda başkaca işlem yapılacak dava türlerinde zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır.

Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olmakla birlikte yetkili mahkeme ise talep edenin yerleşim yeri mahkemesidir. Talep eden, yerleşim yerinde bulunan Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde işbu davayı ikame edebilecektir.

Tüm nüfus davalarında olduğu gibi, cinsiyet değişikliğine izin verilmesi istekleri Asliye Hukuk Mahkemelerinde incelenip karara bağlanacaktır. Her ne kadar yasa koyucu görevli mahkemeyi açıklamamışsa da, genel kurallar ve uygulama göz önünde tutulduğunda görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu görülür. Cinsiyet değişikliğine izin verecek yetkili mahkeme, bulunulan yer mahkemesi olduğu gibi, yerleşim yeri mahkemesi olacaktır.” (Hasan Özkan, Kifayet İştip Ataç, Yeni 5940 sayılı Nüfus Hizmetleri Yasasına Göre Düzenlenen Açıklamalı-İçtihatlı Nüfus Davaları ve Nüfus İşlemleri, Ankara: Seçkin Yay., 2009, s.168) 

CİNSİYET DEĞİŞTİRMEK İÇİN ÜREME YETENEĞİNDEN YOKSUN OLMAK ZORUNLU MU?

Daha önceden cinsiyet değişikliği yaptırmak isteyen trans bireyin üreme yeteneğinden yoksun olması şartı aranmaktaydı. Bu ibare ise “Üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.” şeklindeydi. Ancak bu madde kısmı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesine aykırılık oluşturduğundan kaldırılmıştır. 

Yukarıda bahsi geçen sebep doğrultusunda, 2017 yılından bu yana cinsiyet değiştirmek isteyenler için üreme yeteneğinden yoksun olma şartı aranmamaktadır.

Cinsiyet değişikliği davaları, hassasiyetle yürütülmesi gereken ve kendine özgü özellikleri bulunan dava çeşitlerinden bir tanesidir. O sebeple, talep sahibinin hukuki destek alması, haklarını bilmesi ve bu haklarını doğru bir şekilde talep edebilmesi için çok önemlidir.

Av. Merve Sena BOĞA

İnternet üzerinde genellikle "Boşanmada Hangi Mallar Paylaşılmaz?", "Boşanmada Karşı Taraf Hangi Malları İsteyemez?", "Boşandıktan sonra hangi mallar karşı tarafa kalır?" gibi sorular ile aratılan konuya açıklık getirmek isteriz. Boşanma kararı kesinleştikten sonra görülmeye başlanan bahsi geçen dava türünde, yalnızca ilgili kanun maddesinde sayılmış olan mallar kişisel mal olarak kabul edilecektir. İlgili kanun maddesine aşağıda yer verecek olmamızla birlikte bu maddelerin açıklamalarına da değineceğiz. 

Evlilik birliğinin sona ermesi halinde, mal paylaşımı gündeme gelmektedir. Mal paylaşımı davası, genellikle boşanma davası bittikten ve kararın kesinleşmesinden itibaren görülmektedir. Mal paylaşımı davasının görülebilmesi için boşanma davasının kesinleşmesi gerekmekte yani boşanma davası, mal paylaşımı davası için bekletici mesele yapılmaktadır. Ancak bahsi geçen husus, boşanma davası sonuçlanıncaya kadar mal paylaşımı davasını açmaya engel değildir. Yalnızca mal paylaşımı davasının görülmesini ileri bir tarihe bıraktırmaktadır. 

Mal paylaşım davası için 01.01.2002 tarihinin önemi çok büyüktür. Bu tarihten önce, edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmamakta, mal ayrılığı rejimi uygulanmakta idi. Mal ayrılığı rejimi, mal kimin adına kayıtlı ise boşanma davası sonrasında da malın yine o kişinin üstünde kalması anlamına gelmektedir. Ancak, 01.01.2002 tarihi itibariyle bu durum değişmiş ve edinilmiş mallara katılma müessesi getirilmiştir. Bahsi geçen tarihten sonra evlenen ve aralarında mal sözleşmesi yapmamış çiftler, edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler. Edinilmiş mallara katılma rejimi, evlilik birliği içerisinde sahip olunan taşınır, taşınmaz ve diğer tüm malları kapsamaktadır.

Boşanmada hangi malların paylaşılmayacağı ise, Türk Medeni Kanunu’nda hüküm altına alınmıştır. İlgili madde hükmüne göre;

  • Evlilik birliği kurulmadan önce eşlerin sahip olduğu mallar
  • Eşlere, evlilik birliği kurulmadan önce miras kalan mallar
  • Evlilik birliği içinde eşlerden yalnızca birine özgülenebilecek mallar
  • Kişisel mal olarak atfedilen mallar
  • Manevi tazminat alacakları
  • Bağışlama yolu ile edinilen mallar
  • SGK’nin eşlere yapmış olduğu ödemeler 

Yukarıda yazılı olan mallar, evlilik birliği sona erince edinilmiş mallara katılma rejimine konu edilemeyecek olan mallardır. Dolayısıyla, boşanma davası sonuçlandıktan sonra görülen mal paylaşım davasında, evlilik birliği içerisinde edinilen mallar konu edilebilecekken sayılmış olan mallar konu edilemeyecektir.

Evlilik birliği içerisinde eşlerden yalnızca birine özgülenebilecek ve o kişiye ait sayılabilecek mallara kadının ziynet eşyaları (altın, takı, gümüş, cüzdan, çanta vb.), erkeğin kendisine ait eşyaları (kol saatleri, değerli kol düğmeleri vb.) örnek verilebilir.

Bununla birlikte, evlilik birliği içerisinde eşlerden birinin diğer eşe, maddi değeri bulunan ve normal şartlarda mal paylaşım davasında paylaştırılacak olan malı bağışlamışsa artık bağışlama yapan eş, bağışladığı malı ikame ettiği mal paylaşım davasına konu edemeyecektir.

Edinilmiş mallara katılma rejimi, 01.01.2002 tarihinden sonra kurulan evliliklerde geçerli olup yalnızca evlilik birliği içerisinde edinilen malları kapsamaktadır. Eşlerin evlenmeden önce nişanlı veya arkadaş kaldıkları süreyi ve bu süreçte edinilen malları kapsamayacaktır. Dolayısıyla, evlilik birliği kurulmadan önce eşlerden birine miras kalan veya kendi adlarına kayıtlı olan mallar mal paylaşım davasında öne sürülemeyecektir.

Manevi tazminat alacaklarına örnek vermek gerekir ise; eşlerden birine tehdit ve hakaret suçları işlenmiş olsun. Bu konuya ilişkin açılan manevi tazminat davasında talep edilecek ücret, ikame edilen dava, eş lehine sonuçlanırsa eşin kişisel malı sayılacak ve mal paylaşım davasına konu edilemeyecektir.

Bağışlama ile kazanılmış mallar ise, karşılıksız kazanma yolu ile edinilmiş olduğundan kişisel mal olarak göz önünde bulundurulacak ve edinilmiş mal olarak değerlendirilemeyecektir.

Yine aynı şekilde, SGK’nin eşlerden birisine yapmış olduğu ödemeler kişiye özgüleneceğinden diğer eşin bu ödemeleri edinilmiş mal olarak ileri sürmesi beklenemeyecektir.

Mal paylaşım davaları, titizlikle ve düzenli takip ile yürütülmesi gereken bir dava türüdür. Bu sebeple, mal paylaşım davası açacak kişilerin veya bu davaya davalı taraf olarak gösterilen kişilerin mutlaka bir avukat yardımına başvurması gerekmektedir. Bahsi geçen dava türüne ilişkin hukuki yardım ve görüş almak isterseniz bizlere +9 (546) 935 51 16 ve +9 (543) 735 81 33 telefon numaraları ile ulaşabilirsiniz.

Av. Merve Sena BOĞA

 

Sayfa 2 / 2

Tüm Hukuki Sorularınız İçin Bize Yazabilirsiniz


İletişim İçin Tıklayın

İletişim Telefonlarımız

Tüm aramalarınızı en kısa sürelerde cevaplamaya çalışıyoruz. Tüm hukuki sorularınız için bize aşağıdaki iletişim telefonlarımızdan ulaşabilirsiniz.

T: 0 546 935 51 16

T: 0 543 735 81 33

Ofis Adresimiz

Cevaplarını merak ettiğiniz tüm hukuki sorularınız için bize hafta içi günlerde; 9:30 ile 18:00 çalışma saatleri arasında ulaşabilirsiniz.
Mansuroğlu Mah., Manas Bulvarı, Avcılar Exclusive
288/4 Sok. No: 9/1 K: 6, D: 123 PK. 35535
Bayraklı, İzmir, Türkiye

Sosyal Medya Kanallarımız

Kandemir & Boğa Hukuk Bürosu olarak sosyal medya da aktif olarak varız. Bizi sosyal medyada da takip ederek etkinliklerimizi öğrenebilir, sorularınıza daha hızlı cevaplar bulabilirsiniz.

Kandemir & Boğa Hukuk ve Avukatlık Bürosu
İzmir Avukat, Boşanma, Gayrimenkul, Miras Avukatı

© Tüm Hakları Saklıdır.